19 Kasım 2016 Cumartesi 20:21
3443 Okunma
Hindistan Tıpta Çığır Açacak Buluşu Engelledi
“Bilim”; insanların kendilerini ve çevrelerindeki diğer varlıkları anlamak ve bu varlıkların birbirleri ile ilişki ve etkileşmelerini incelerken olayları açıklayabilmek için kullanılan doğru düşünme ve sistematik olarak bilgi edinme sürecidir. Bilimin amacı, evrende doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayırarak onu sistematik şekilde insan ve insanlık yararını gözeterek değerlendirmektir. Böylece bilim düşüncede, toplumda ve dünyada düzen yaratarak kişiden kişiye değişebilen yargı ve tercihler yerine tarafsız ve sağlıklı ölçütler getirir (1,2). Bilim belli bir problemin çözümüne yanıt arama sürecidir. Bu süreç problemin tanılanmasına ve çözüme yönelik yöntemlerin uygulanmasını içerir. Çözüme yönelik yöntemler veri toplamadan verilerin değerlendirilmesi ve yorumlanmasına kadar uzanan geniş bir alanda incelenebilir.

Anayasamızın 17. Maddesinde; "Tıbbi zorunluluklar ve yasada  yazılı haller dışında kimsenin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.” İfadesi yer almaktadır (T.C. Anayasası, 1995). Dünya Tıp Birliği Helsinki Bildirgesi Gönüllüler Üzerinde Yapılan Tıbbi Araştırmalarda Etik İlkeler’e baktığımızda ise durumu birkaç maddede incelemek doğru olur.

“Gönüllüler üzerindeki tıbbi araştırmaların birincil amacı; hastalıkların sebeplerini, gelişimini ve etkilerini anlamak, koruyucu, tanı koyucu ve tedavi edici girişimleri (metotlar, prosedürler ve tedaviler) geliştirmektir. Kanıtlanmış en iyi girişimler bile güvenlilik, etkililik, verimlilik, erişilebilirlik ve kalite açısından, yapılacak araştırmalarla sürekli olarak değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.”

“Tıbbi araştırma ile sağlık hizmetini birlikte yürüten tabipler, ancak bunun koruyucu, tanısal veya tedavi edici yönden değerli olabileceği durumlarda ve gönüllü olacak hastaların sağlığının bu durumdan olumsuz etkilenmeyeceği konusunda makul gerekçelere sahip olmaları halinde, hastalarını araştırmalarına dahil etmelidir.”

“Bilgilendirilmiş onama  olur verme yetisine sahip bireyler üzerinde yapılacak bir araştırmada her gönüllü bireyin; benimsenen amaçlar, yöntemler, finansman kaynakları, bütün olası çıkar çatışmaları, araştırmacının kurumsal bağları, araştırmadan beklenen yararlar, olası tehlikeler, araştırmanın vereceği rahatsızlıklar, çalışma sonrası sağlanacak olanaklar ve çalışmanın diğer ilgili yönleri hakkında yeterince bilgilendirilmesi zorunludur. Gönüllü bireyin; araştırmaya katılmama ya da hiçbir yaptırıma maruz kalmadan, herhangi bir  zamanda katılım olurunu geri çekme hakkına sahip olduğu konusunda bilgilendirilmesi zorunludur. Gönüllü  bireyin özgül bilgi gereksinimlerinin yanı sıra bilgi verme konusunda kullanılan yöntemlere de özel dikkat gösterilmelidir.”



“Bilgilendirilmiş onama olur verme yetisine sahip olmayan bir gönüllü adayı söz konusu olduğunda, hekim bu kişinin kanunî temsilcisinden olur almak zorundadır. Bu bireyler; ilgili araştırmanın gönüllü adayı tarafından temsil edilen bir grubun sağlığını ilerlettiği, bilgilendirilmiş olur verme yetisine sahip gönüllülerle gerçekleştirilemediği ve araştırmanın gönüllüye sadece en az derecede risk ve sakınca getirdiği durumlar dışında, kendilerine fayda sağlaması ihtimali olmayan bir araştırmaya dahil edilemez.”

“Bilinci yerinde olmayan hastalar gibi fiziksel veya zihinsel olarak olur verme yetisi bulunmayan gönüllü içerecek bir araştırma, ancak bilgilendirilmiş gönüllü oluru vermeyi engelleyen fiziksel veya zihinsel koşulun araştırma popülasyonunun zorunlu bir karakteristik özelliği olması durumunda yapılabilir.”  
Geçtiğimiz günlerde bir gazetede  yayınlanan bir haber tüm bunları neden ele alma ihtiyacı duyduğumuzu gösteriyor. Gazete başlığı şu: “komadaki hastanın bilincini geri getirecek ilk adıma veto!” haberin detayına bakacak olursak;

Hindistan`da bir ortopedi cerrahı olan doktor beyin ölümü gerçekleşen hastaların bilincini kısmen de olsa geri getirilebilecek bir yöntem bulduğunu iddia etti. Ancak ülkenin tıbbi araştırmalar konseyi hastanın sadece gözlerini açabileceği gerekçesiyle klinik çalışmaları durdurma kararı aldı.

Hindistan`da beyin ölümü gerçekleşen hastaların `düşük bilinç düzeyi` ile geri getirmeyi amaçlayan klinik deney bilim dünyasında  tartışma yarattı. Dr Himanşu Bansal tarafından geliştirilen yöntemle, komadaki hastaların ölü beyin hücrelerinin tekrar canlandırılması hedeflenmiş. Bu amaçla ölü hücrelere habis kıkırdak doku tümöründen elde edilen ‘’mezenkimal kök hücre ve peptitler’’ nakil ediliyor. Daha sonra lazer yoluyla ölü hücreler canlandırılıyor ve hastanın bilinci anlık olarak geri geliyor. Dr Bansal ses getirecek yöntemi; beyin ölümü gerçekleşmiş 20 hasta üzerinde denemek için Hindistan Tıbbi  Araştırmalar Konseyi`nden izin istedi. Ancak konsey talebi , ‘hastanın sadece gözlerini açabileceği  ve çevresindekileri gözüyle takip edebileceği’ gerekçesiyle reddetti. Dr Bansal çalışmalarını farklı bir ülkede sürdürme kararı aldı. Çalışma pek çok bilim insanı tarafından komadaki hastaların yaşama döndürülmesi konusunda  önemli bir adım olarak görülüyor.

Yorumsuz ve tarafsız olarak bilimsel bilgiler ışığında bu konunun düşünülmesi ve tartışılması kanısındayım.

KAYNAKLAR
Uzbay T. Bilimsel araştırma etiği. Sağlık Bilimlerinde Süreli Yayıncılık.Türk Tıp Dizini.2006:19-26
Ertekin C, Berker N, Tolun A, Ulku D, Aksan D, Erzan A, Guriz A, Ozturk O. Bilisel araştırmada etik ve sorunlar. Türkiye Bilimler Akademisi Yayınları. 2002:9-70
Hamdi Akan(Editör). Bilimsel Yayınlar Kitabı. Bilimsel Tıp Yayınevi. 2010.Ankara.
Dünya Tıp Birliği Helsinki Bildirgesi Gönüllüler Üzerinde Yapılan Tıbbi Araştırmalarda Etik İlkeler (2013). http://dishekimligi.istanbul.edu.tr/wp-content/uploads/2014/11/helsinki-bildirgesi-2013.pdf Erişim tarihi: 19.11.2016.

Hemsire.Com / Nurten ARSLAN
Son Güncelleme: 30.11.2016 12:28
Anahtar Kelimeler:
SağlıkTıpOnam
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
DİKKAT! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.